Ana Sayfa / Güzellik

AYNA, AYNA

 

 

Bazen kaybederiz kendimizi, şehrin karmaşası, hep biryerlere yetişebilme telaşı,  iş hayatımızdaki stresler, kafamızdaki acabalar, duygularımız, kendimizi mutlu veya mutsuz hissettiğimiz anların birbirine karışması, akıp giden zaman ve biz neredeyiz?

Böyle hissettiğiniz bir anda size önerim beden ve ruh sağlığınızı arındıracak bir yerde 3-5 gün kendinize zaman ayırmanız.

İşte böyle bir zamanda bende 6 yıl önce keşfettiğim bir yere gelmeyi bu yüzden tekrar tercih ettim. Şu anda yazımı dingin, huzurlu hissettiğim buradan yazıyorum Bodrum The Lifeco dan.

Burası aslında bir Detoks merkezi.

6 yıl önce neredeyse Detoks kavramının Türkiye’ye yeni yeni geldiği ilk zamanlarda buraya gelmiş, “Ruhumun ve bedenimin arınması” kendi içsel yolculuğumda dinlenmem için bana çok yardımı olmuştu.

Detoks ülkemizde zayıflama programı olarak düşünülse de, bence tam tersi sağlıklı beslenerek bedeninizi zararlı besinlerden arındırdığınız kilo verme mantığı dışında bir yer.

Ama burada olmamın en büyük nedeni Detoks yapıp bedenimi arındırmak olmadığını itiraf etmeliyim.

Burada Detoks dışında tüm gün yoga ve meditasyon yapabiliyor, asıl güzel olanda çalışırken İstanbul’da bir ayda bitirebildiğim kitaplarımı 1-2 günde bitirebilecek kadar vakit ayırabiliyorum.

En önemlisi de konuşmama detoks’u yapıyorum sanırım :)

Nasıl mı ? Aslında gerçekten konuşmama detoks’u diye bir kavram var, ancak benim yaptığım bilinçli bir konuşmama detoks’u değil.  Tamamen bedenimin ihtiyaçları doğrultusunda yapmayı tercih ettiğim ve sonradan da gerçekten böyle bir şeyin uygulandığını öğrendiğim bir metot.

Benim günlük hayatımda dış sesim ve iç sesim diye ikiye ayırdığım konuşmalar vardır. Aslında hepimizin vardır:)

Bazen  araba kullanırken, spor yaparken, yüzerken, hatta kitap okurken yada toplantıda iç sesim bir yakaladı mı hiç susmaz. Olasılıkları düşünür, hızlı matematiksel hesaplamalar yapar, hatta şaka gibi ama bazen iki ses birden zihnimde benimle konuşur. Birisi olumluyu birisi olumsuzu söyler, birisi git derken öbürü otur nereye gidiyorsun der. İç sesimin konuşası geldi mi hep bir vıdı vıdı, susturmak ne mümkün :)

Birde dış sesim var ki hep birilerine bir şeyler anlatır, toplantılara gider, sunumlar yapar. Projelere hazırlanırken ekiple uzun görüşmeler, konuşmalar bazen çok konuşmaktan boğazım şişer, sesim kısılır.

Kısacası bende Bodrum The Lifeco’da mümkün olduğunca az konuştuğum dış sesimi ve kendiliğinden susan iç seslerimi dinlendirdiğim bir ortam sağlayabiliyorum kendime. Zihnim olasılıkları düşünmüyor her şey bir kenarda duruyor, sadece bedenim dinliyor.

Mandalina ağaçları içinde abartıdan ve lüksten bir o kadar uzakken, bir o kadar rahat ve sadelik içinde huzur bulabiliyorum.

Size önerim kendiniz için kişisel bir dinleti istediğiniz bir zamanda Bodrum The Lifeco’yu tercih edebilirsiniz.

Detoks la ilgili benim deneyimlerim dışında size daha verimli bilgiler vereceğine inandığım The Lifeco yöneticilerinden MİREY YUHAY ile gerçekleştirdiğim sohbet size detoks u daha iyi anlatacaktır..

V – Benim için detoks, daha öncede belirttiğim gibi ruh ve beden arınması hedeflenerek gerçekleştirilen bir süreç. Kimisi için yaşam stili, benim içinde yılın belli dönemlerinde uygulanması gereken bir program. Sizce NEDEN DETOKS ?

M – Tüm bunlar 50-60 yıl önce bu yoğunlukta değildi belki de yoktu.  Modernleşmenin getirdiği yüklerle boğuşmak durumunda kalıyor vücut.  Ancak artık kendi doğal mekanizmalarının tanımlayabildiğinden çok daha fazla bir yük bu. İşte bu sebeple ekstra bir detoks programına ihtiyaç vardır.  Bir detoks programında tüm bu noktalardan toksin girişini engelleyecek veya azaltacak çözümler var.

V – KİMLER DETOKS YAPAMAZ ?

M - Hamileler ve emzirenler (salatalı yeşil detoks yapabilirler)

-Çocuklar

-Kanser olan ve kemoterapi tedavisi görenler veya diğer tıbbi tedavi sürecinde olanlar.

-Son 6 ayda ameliyat geçirmiş olanlar

Ancak şeker, tansiyon, tiroid, kolesterol, hemoroid, hormon tedavisi, sedef, panik atak durumlarında kişiler ilaçlarını almaya devam ederek detoks yapabilir ve bu durumlarda ciddi oranda iyileşme sağlayabilirler.

V – BİR DETOKS PROGRAMINDA NELER YAPILIR ?

M - Bitkisel içecekler – Detoks bir sıvı orucu şeklinde yapılır.  İçecekler hem toksin temizleyicidir hem de besin desteği sağlar.  Dolayısı ile acıkmazsınız.

- Kolema – kalınbağırsak temizliği / kabızlığa birebir !

Programın içinde standart olarak lavmana benzer bir işlemin basit bir mekanizma ile kendi kendinize yapılmasıdır.

-Egzersiz – yoga, meditasyon, trambolin

Detoks sırasında ağır sporlar önerilmez.  Hafif yoga, yürüyüş ve yüzme güzel tamamlayıcı desteklerdir.

-Terleme – sauna, buhar

Lenfatik sistemde biriken toksinler sauna ve buhar yaparak kolayca vücuttan atılır.  Hem kilo vermeye, hem karaciğer yağlanmasına, vücuttaki ağrılara, cildi güzelleştirmeye de çok çok iyi gelir.

-Masajlar – yine lenfatik sistemi hareketlendirerek toksinlerin vücuttan atılmasını sağlar.

-Eğitim -Doğru bir detoks programı  detoks sonrasında ne yapacağınız konusunda sizi bilgilendirmelidir.  Çünkü detoks belli bir süre sürer.  Diğer geri kalan 52 haftada da ne yapacağınızı biliyor olmalısınız.

-Rahatlama – Ve doğru bir detoks programı size rahat edeceğiniz konforu ve servisi size sağlamalıdır.  Cep telefonu, bilgisayar, gazete ve TV’den uzak, okuma, uyuma, hiçbirşey yapmama, düşünme gibi lüksleri size sağlayabilmelidir ki hem bedenen hem zihnen günlük hayatınızdan uzaklaşıp kuşbakışı gibi yukarıdan bir bakışla ruhunuzla da yakınlık kurabilesiniz.

V –  Kaç gün Detoks yapmalıyım?

M – İlk Detoksunuz ise, ideali minimum 7 gün. Bunu 21 güne kadar uzatıp, muhteşem bir vücut yenilenme kürü yapabilirsiniz. Tesislerimize geldiğinizde amacınıza ve durumunuza göre size uygun olan süreye birlikte karar vereceğiz, öte yandan ilk Detoksunuzda sonuç almak için minimum 7 gün olarak zamanınızı ayırın.

V – Ne kadar sürede bir Detoks yapmalıyım?

M – Detoksu deneyimlediğiniz ilk sene, her mevsim bir  Detoks  yaparak, 4 kür ile tam bir vücut arınması sağlayabilirsiniz. ilk Detoksunuzdan sonra “en geç” 3 ay içinde kürü tekrarlamanızı öneriyoruz. İstediğiniz bir bedene kavuştuktan ve hayat stilinizi değiştirip daha sağlıklı beslenmeye ve yaşamaya başladıktan sonra her 6 ayda bir tekrarlayabilirsiniz. Vücudunuz size tekrar kirlendiği zaman “Hadi Detoksa!” sinyalini verecek.

 

AYNA, AYNA SÖYLE BANA NELER YAPMALI – 34 BEDEN OLMAK UĞRUNA

Bu konuyu yazıp, yazmamayı uzunca bir süre düşündükten sonra, yazmamın birileri için faydalı olabileceğine karar verdim…

Bahsetmek istediğim konu Anoraksiya ve Bulimiya olarak adlandırılan sonucu birbirine benzeyen ancak birbirinden çok farklı iki hastalık.

Şahit olduğum bir olay ve önceki tecrübelerim birleşince bu konuyu yazmak kaçınılmaz oldu.

Kasım ayında gerçekleştirilen Autoshow 2010 Fuarında lavabo da şahit olduğum bir olaydan kısaca bahsetmek istiyorum; Stantlarda görev alan modellerin yemek yedikten sonra tuvalette istifra etmelerini ve bunun üzerine de kendi aralarında gülüşerek “Birazdan da profiterol yeriz, onu da yarım saat sonra çıkarırız.”dediklerini duyunca kulaklarıma inanamadım ve olayın ciddiyetinin hiç de farkında olmadıklarını anladım.

Kontrolsüz aşırı yeme ve buna bağlı olarak istifra ederek dışarı atma eylemi engellenemez bir alışkanlığa dönüştüğü zaman oluşan kronik yeme bozukluğu hastalığına verilen ad Bulimia Navosa’dır.  Son zamanlardaki trendler arasında olan – 34 beden olabilme uğruna dengesiz beslenme ve aşırı yemek yeme alışkanlıklarının sonrasında kusup, psikolojik olarak kendini rahatlatmaya çalışan kişiler her geçen gün artmakta.

Fuarda şahit olduğum bu talihsiz olaydan sonra yaptığım araştırmalarda gördüm ki; etrafımızda bu hastalığın esiri olmuş, bizim bile farkında olmadığımız ne kadar çok kişi varmış… Ve birçoğu bunun hastalık olduğunu bile kabullenmekten kaçınıyor.

Birde Anoreksia Navroza olarak adlandırılan bir hastalık vardır ki, genel olarak 12-18 yaşları arasında başlayan ve şişmanlamaya karşı ağır korku yüzünden bilinçli olarak aşırı zayıf kalma çabaları ile belirlenen yemek yeme bozukluğu. Bu hastaların kusarak zayıf kalmaya ihtiyaçları yoktur, çünkü bu durum kişinin yiyecek konusunda neredeyse fobik olacak noktada korkuları olduğu için çok az yerler, hatta yemezler.

Her yedikleri lokmadan sonra hassas terazilerinde tartılır, yediğim lokma bana kilo aldırdı mı diye düşünürler. Hatta daha da abartır su içersem de kilo alır mıyım diye düşünürler. Git gide zayıflamalarına bu zayıflamanın etrafları tarafından çok kötü göründüğünün söylenmesine rağmen onlar aynada kendilerini hep kilolu, her verdikleri gramla da daha da güzelleşmiş hissederler.

Hele birde eskiden seni tanıyanlar ‘ne kadar zayıflamışsın!’, yeni tanıştığın kişilerde ‘ne kadar zayıfsın’ dediyse değmeyin keyiflerine pek bir mutlu olurlar.

Nerden mi biliyorum? Çünkü bende 17 yaşımda Anoreksia Navroza hastalığına yakalanmıştım. :)

1.73 boyunda ve en son 39 kiloya kadar düşmüştüm. Bu halime ailem ve beni seven herkes büyük bir üzüntü duyarken ben çok mutluydum. Ancak hayat hiç de aynada benim kendimi gördüğüm görüntü kadar güzel olmamaya başlamıştı. Artık spor yapamıyor, her 10 adımda yorulup dinlenme ihtiyacı duyuyordum. Bu hikaye anlatması uzun ve hatırlaması benim için hem komik hem de biraz üzücü, bu yüzden çok uzatmadan nasıl kurtulduğuma gelelim.

Vega’nın hayatıma girmesiyle bir anda çok yoğun bir iş temposunun içinde buldum kendimi. Bu yoğun iş temposunda çok çabuk yorulmamın beni engellediğini düşünmeye başladığım an dengeli beslenmeye ve buna bağlı dengeli kilo almaya başladım.

Tabi bu süreç burada yazdığım iki satır kadar kolay olmadı. Psikolojik olarak benim için çok önemli olan kişilerin üzüldüğünü görmem ve çok severek yaptığım işimin benim daha fazla enerjime ihtiyacının olduğunu anlamam bu hastalığı aşmamı sağlamıştı.

Şimdi arkama dönüp baktığımda zaten 36 bedenken zayıflama isteğine nereden, nasıl kapıldım ve 39 kiloya kadar düştüm anlam veremiyorum.

Ye sev dua et kitabını okuyanlar ya da filmini izleyenler bilir, bir sahnesinde pizza yemekten ötürü vicdan azabı çeken arkadaşına Julia Robert’in dediği çok doğru. Ne dediğini buradan yazmayayım ama konunun anlam ve önemi, sizi sevenler ya da sevgiliniz asla birkaç kilo fazlanız var diye sizi terk etmez ya da sizden uzaklaşmaz. Aksine soluk benizli ve kemiklerinin sayılacak kadar belirgin olduğu bir kadından hiçbir erkeğin hoşlanacağını sanmıyorum.

 Ye, sev, dua et en önemlisi de kendini sev ve kendinle barışık ol…

Bu konudaki engin deneyimlerimi sizinle paylaştıktan sonra, Formda kalmak ve sağlıklı beslenmek için konunun uzmanı diyetisyen Canan Aksoy ile yaptığım sohbeti sizinle paylaşmak istiyorum.

V- Benim de daha önce yakalandığım Anaroksiya hastalığı ve günümüzde birçok genç kızın yakalandığı Bulimiya hastalığıyla sıkça karşılaşıyor musunuz?

 C- Anoreksia nevroza 1873 yılında ilk defa tanımlanmış bir hastalıktır. 1990 lar dan bu yana da ülkemizde sayısal olarak hızla artığını gözlemlesek de, oranların ne olduğu konusunda ülkemize ait bir çalışma yoktur. A.B.D de görülme sıklığı % 1,5-6 arasında kayıtlandırılmıştır. Kadınlar da erkeklere nazaran daha sık görülmektedir. Genel görülme yaşı ergenlik olmasına rağmen 10-30 yaş arasında kadınlarda anoreksia vakaları tespit edilmiştir. Anoreksiayı genel olarak tanımlayacak olursak yaş ve boy uzunluğu için olağan ağırlığa sahip olmayı kabul etmeme, şişmanlamaktan aşırı korku, beden algılamasında bozukluk, ardışık adet döneminin en az 3 kez olmamasıyla karakterize olan bir hastalıktır. Bulumia nervosa ise, tıkınırcasına yemek yiyip daha sonra bundan arınmaya yönelik davranışlarla kendini gösterir. Anoreksia hastaları olması gereken ağırlıktan en az % 15 daha düşük ağırlığa sahiptir, sık sık tartılırlar ve kendilerini her zaman kilolu hissederler, fiziksel aktiviteleri yoğun, beslenme konusunda bilgileri yüksektir. Bulumik bireylerse genelde normal kilolarında hatta bazen normal kilolarının üstündedirler. Kısa bir zaman içinde aşırı besin tüketip arkasından bunu arındırmaya ( kusma, müshil,diüretik,lavman ) çalışırlar.Bu arındırma girişimlerine karşılık ,vücutlarında sürekli bir elektrolit dengesizliği oluşur.Bu elektrolit dengesizliği kalp-damar hastalıklarına neden olabilmektedir.Anoreksia vakalarının % 18 inde , bulumik vakalarınsa % 3 de ölüm bu hastalığın komplikasyonlarına bağlı gelişebilmektedir.

V- Yeme bozukluğuna neden olan en önemli sorun ruhsal problemlerden mi kaynaklanıyor?

 C- Yeme bozukluğuna neden olan faktörler, bireysel, ailesel ve sosyo-kültürel faktörlerdir. Bireysel risk faktörleriyse, yeme bozukluklarında biyolojik, kişisel ve davranışsal olarak sınıflandırılır. Bedeninden mennun olmama, ağırlık kaygısı, erken olgunlaşma, şişmanlık başlangıcı, diyetsel kısıtlamalar ( yanlış diyetler ), kusursuz olma isteği, düşük benlik saygısı, karşı cinsle arkadaşlığın başlaması en bilinen faktörlerdendir. Özellikle kadınlarda karşı cinsle arkadaşlığa başlama ile kilo kaygısının arttığı ve bunun yeme bozukluğuna sebep olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur. Anorektik bireylerde kusursuz olma arzusunun takıntıya dönüşmesiyle yeme bozuklukları arasında anlamlı ilşki saptanmıştır. Son yıllarda gen çalışmalarındaki ilerlemeyle beraber, anoreksiya ile ilişkili genin tanımlanabileceğine yönelik teoremlerde mevcuttur. Yani ilerde bize sizde anoreksiya geni var, tamamıyla biyolojik kökeniniz yüzünden de diyebilirler. Ailesel faktörlerse, ailenin aşırı korumacı tavrı, aile bireylerinde görülen psikolojik rahatsızlıklar, aile içi şiddet ve taciz, aile bireylerinden birinde beden imajına yönelik takıntılı tutumlar yeme bozukluğu nedeni olarak gösterilmektedir. Sosyo-kültürel risk faktörleri, kadın bedenin güzelliğin zayıflığıyla ölçütlendirilmesi, cinsiyet çatışmaları, medya baskısıdır. Güzellik algısı, venüsten bu yana sürekli değişerek ne kadar zayıf o kadar güzel haline gelmesiyle gündemimize oturmuştur. Son yıllarda yeme bozukluklarında ki artışı da medyanın bu gücüne bağlayabilmemiz maalesef mümkündür.38–40 bedenlerin normal sayıldığı zamanlardan 34 hatta SIFIR BEDEN algısının olumlulaştırıldığı bir döneme geldik. Bu kaygıdan yeni yetişen çocuklarımızı nasıl koruyacağız? Ebeveynler ve sağlık profesyonelleri olarak olumlu beden algısının yerleşmesini nasıl sağlayacağız? Bu konuya çözüm bulmamız gerekiyor. Aile olarak çocuğumuzun güzelliğini bedensel kalıpların içinden çıkarmak, sağlık profesyonelleri olarak da sağlıklı kilonun ne olduğunu çocuklarımıza anlatmamız gerekiyor.

V- Hastalarınız en çok hangi şikâyetle size başvuruyorlar ve nasıl çözümler bekliyorlar?

C- Anoraksıya veya bulumiya vakaları, genelde ailelerin çok zayıfsın baskısıyla, kadın doğumculara düşük kiloya bağlı adetten kesilme şikâyetiyle başvuran ve diyetisyene yönlendirilen, psikolog ve psikiyatristlerin yönlendirmesiyle gelen bireylerdir. Bu hastaların çoğu diyetisyen tedavisine kendi istekleriyle gelmezler. Bir vakamı anlatayım, Türkiye de çok başarılı bir üniversiteyi bitirdikten sonra Amerika ya mastera gidip ardından orada çalışmaya başlayan 27 yaşındaki hastamı psikiyatristi yönlendirmişti. 4–5 yıldır adet görmediği için Amerika da tedavisi başlamıs, ancak çözüm olamayınca ülkesine dönüp tedavisine başlaması için ücretli izinle İstanbul’a gelmiş bir hastaydı. Tedavi görmesi için şirket doktoru baskı yapmıştı.

Yeme bozukluğuna sahip bireylerin bir grup çalışması içinde tedavi edilmesi gerekir. Psikiyatrist – psikolog- jinekolog-endokrinolog-diyetisyen grup çalışması içinde. Psikoterapi tedavinin olmazsa olmaz basamağıdır. Aşırı zayıflığa veya arınmaya bağlı etkilerin gerekli bölüm doktorları tarafından tedavi edilmesi, diyetisyenin de diyet terapisi kısmında çalışması gerekir. Diyetisyenin görevi, besin ve diyet konularına ve bu konularla ilgili davranışlara değinmek ve destek olmaktır. Diyet tedaviye yardımcı basamaktır. Diyet tedavisi kısmında öncelikle hastaya beslenme bilgisi verilmelidir. Beslenme bilgisinden sonra deneyimleyerek medikal beslenme eğitimine geçilir. Tedavide öncelikle enerji alımı ve bu enerjiyi aldığımız kaynaklar, bunların ne işe yaradığı anlatılmalıdır. Kötü ve dengesiz beslenmenin nelere yol açabileceği konusunda egzajere edilmeden konu anlatılmalı, yeterli ve dengeli beslenmek için nelere ihtiyaç olduğu konusu zamana yayılarak, hastayı doğru yöne kanalize edecek, bilgiyi özümseyecek vakit tanınarak anlatılmalıdır.

V- Yeme problemi olan bir kişiye ne öneriyorsunuz?

G- Yeme problemiyle başvuran hastalara öncelikle doğru beslenme eğitimini vermeye çalışıyorum, doğru bilgi doğru davranışı besler. Enerji alımı ve tüketimi, doğru ve sağlıklı kilo ne olmalıdır, beslenme sürecinde gelişen metabolik olaylar, ağırlık korunumu, karbonhidrat, yağ, protein kaynakları nelerdir ve ne işe yararlar. Beslenme bilgisi artıkça, bireyin davranış değişikliği geçekleşmesi daha kolay olacaktır. Bu beslenme bilgisinin hayata nasıl yansıtılacağı ile ilgili pratik bilgileri konuşuyoruz.Çeşitli durumlarda doğru beslenme stratejisi ne olmalıdır , bunları örnekleyerek tartışıyoruz.

V- Formda kalabilmek için her zaman bir yemek listesine ve günlük kalori hesaplamalarına uymamız mı gerekiyor?

C- Formda kalabilmek için aldığımız enerjiyle yaktığımız enerjinin birbirine uyumunu sağlamak durumundayız. Ancak bu illaki bir listeyle olmaz, olamaz. Doğru ve dengeli beslenen bireylerin genel olarak bir listeye ihtiyacı yoktur. Vücudumuzun gereksinimlerini karşılayan besinleri tanıyıp , ortalama ne kadar tüketeceğimiz bilgisini hayatımıza bağdaştırmamız gerekir.İnsanın bir günü bir gününe uymayabilir, bugün alkol almanız , yarın doğum günü pastanızı yemeniz gereken durumlar olacaktır.Önemli olan enerji dengesini sağlayıp, vücudumuz için gerekli besinleri sağlamaktır. Bugün spor yaptınız enerji harcamanız fazla, ertesi gün bütün gün ofiste oturup bir rapor hazırladınız enerji harcamanız daha düşük. Bunlarla ilgili genel durumunuzu göze alan bir beslenme düzeniniz olmalıdır.

V- Boy ortalamasına göre kilomuzu nasıl hesaplayabiliriz?

G- Boy ortalamasına göre yapacağınız en kolay hesap, kilonuzu, boyunuzun metre cinsinden karesine bölünmesidir. Beden kitle indeksi, diyelim ki 165 cm boyundasınız ve 62 kilosunuz, 62 kg mı, 1.65 in karesi olan 2.7225 rakamına böleriz. Buradan çıkan sonuç 19–24 arasındaysa sağlıklı bir kilodasınızdır. Beden kitle indeksi 17 in altına düştüğünde anoraksıya akla getirilebilir.

V- Benim Anaroksiya hastalığına ilk adımım bir zamanlar meşhur İsveç diyetini yaparak başlamıştı. 51 kilodan 47 kiloya 1 haftada düşmüş ve sonrasında kilo almayıp hep vermeye çalışma hastalığı ile adım, adım devam etmişti. Sonrasında bu durumun tetiklediği birçok rahatsızlıkla karşılaştım. Bu kadar hızlı kilo vermek vücudumuz da farklı rahatsızlıklara yol aça biliyor mu?

 G- Yeme bozukluğu olan bireylerde yapılan pek çok literatür çalışmasında, yeme davranış bozukluğu başlamadan önce bireylerin diyet yapmaya çalıştıklarını bildirmiştir.  Yani sizin durumunuzda ki gibi pek çok vaka mevcut. Yanlış diyetlerin yeme bozukluğuna sebebiyet vereceği durumu sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Yanlış bir diyetin ardından bozulmuş yeme davranışlarının başlaması ve sonrasında bunun yeme bozukluğuna dönüşmesi, kişide bunu tetikleyecek altyapıda varsa her an karşımıza çıkabilir.

Hızlı kilo vermenin ,yeme bozukluğu dışında, kardiyolojik rahatsızlıklar, düşük tansiyon , elektrolit yetmezliği,böbrek problemleri, esansiyel yağ ve kas kaybına bağlı vücut bileşenlerinin değişmesi ve hatta ölümle sonuçlandığını son zamanlarda medyada dahi takip edebiliyoruz.Bu yüzden uygulanan beslenme düzenin bireye özgü olması gerekir. Her bireyin gereksinimi ve ihtiyaçları farklıdır. Beslenme programı bu bireyselliği mutlaka göz önünde bulunduran programlar olmalıdır.

V- Birde bize formda kala bilmek için ufak tüyolar vere bilir misin?

G- — Azar azar ve sık sık yemek, hem metabolizmanızı çalıştırır hem de kan şekerinizi düzenler.

— Açlık ve susuzluk hissi birbiriyle karışan iki histir, mutlaka sıvı alımınıza dikkat edin.

 —Rafine edilmiş, saflaştırılmış ürünlerden kaçının.

— Günde 5–7 porsiyon sebze-meyve-salata tüketmemiz gerektiğini unutmayın.

— Karbonhidrat kaynaklarını her öğünde bulundurun, ama kompleks karbonhidratları.

— Haftada 1 kereden fazla tartılmayın.

— Egzersiz programınız hayatınızı altüst edecek şekilde değil, her zaman sürdürebileceğiniz kadar olsun.

— Besinleri hazırlarken kızartma yönteminden kaçının.

—Ara öğünleri alamayın, öğlen ve akşam yemeği arası uzun zamandır, bu kadar uzun açlıktan sonra porsiyon kontrolü yapmanız güçleşir, mutlaka ikindi öğününüzü tüketin.

Canan Aksoy iletişim bilgilerini aşağıda göre bilirsiniz;)

 

 

 

 

                  Adres:

Nispetiye Cad., Seyran Apt.

no:35/b Etiler, İSTANBUL

Telefon:

+90 – 212 – 351 5758

Faks:

+90 – 212 – 351 5820

Gsm:

+90 – 532 – 573 4172

Email:

 canan@cananaksoy.com

 

 

 

AYNA, AYNA SÖYLE BANA NELER YAPMALI GÜZELLEŞMEK UĞRUNA

Bakımlı olmak ve güzel görünmek herkes için her zaman önemli bir konu olmuştur . Yoğun iş hayatının getirisi, stres ve çevresel etkenlerin cildimizden saçımıza yansımaları pek de olumlu olmuyor.

Bu konuda çok abartmadan biraz kendimize zaman ayırarak neler yapabiliriz diye konunun uzmanı kişilerden aldığım bilgileri sizinle paylaşmak istiyorum.

Son zamanlarda beğenerek dinlediğim şarkılar arasında Sertap Erener’in Rengarenk şarkısı ilk sırada yer alsa da bir davette veya günlük hayatımızda hiç birimiz yağlıboya paletinin içine düşmüşüz gibi görünmek istemeyiz. Eğer makyaj yapmayı seviyorsanız dozunda ve doğru renkleri kullanmak çok önemli.

Çok şanslıyım! Çünkü en yakın arkadaşlarımdan biri bu konuda uzman. Sevgili arkadaşım Estetik ve Güzellik Uzmanı Banu Dülger. Nişantaşı’nda açtığı B&D Güzellik ve Estetik okulunda onu ziyaret ederek kendisinden renkler konusunda sizinle paylaşabileceğim tiyolar aldım.

Güzel haber her ay bu bölümde Banu’dan aldığım küçük sırları sizinle paylaşacağım :)

V; Banu’cum öncelikle yeni yerin hayırlı olsun. Ben her davet öncesi makyaj yaptırmak için koşarak sana geldiğimden yeni yerinin bana yakın ve Nişantaşı gibi merkezi bir yerde olması beni ayrıca çok mutlu etti. Bize biraz yeni yerinden bahseder misin?

B; Teşekkür ederim Vildancım. Buraya eğitim için gelen her bireyin iyi bir eğitim ve özgüvenle buradan ayrılmasını istiyoruz. Güzellik uzmanlığı eğitiminin yanı sıra kişiye özel makyaj programımızla herkesin kendi profesyonel makyajını yapabileceği eğitimleri vermekteyiz. Kim kendi makyajını kendisi yapmayı öğrenmek istemez ki! Yüzünüzün anatomisine uygun nasıl daraltır ve nasıl ışık verebilirsiniz gibi konularda kişileri bilgilendiriyoruz.

Müşterilerimiz hem kendi yüzlerini tanıyor, hem makyajı yüzlerine uygulamayı öğreniyor, en önemlisi de doğru tekniği kullanmayı öğreniyorlar.

V; Giysi renklerine göre uygun makyaj konusunu biraz açacak olursak kıyafetimizin rengine göre önereceğin makyaj tonları nasıl olmalı?

B; Bu gerçekten çok önemli bir konu. Makyaj ve giysi kesinlikle her zaman birbirini tamamlıyor olmalı. Giysi renklerine göre uygun makyaj önerilerimi listeleyecek olursak.

Siyah elbise giyildiğinde:

Bej/pembe’den koyu eflatuna, Kahvenin tonları, Bakır tonları, Siyah/bej/sarı

Kırmızı elbise giyildiğinde:

Siyahın tonları ve Kahve tonları

Mavi elbise giyildiğinde:

Pembe/leylak/mor tonları

Yeşil elbise giyildiğinde:

Toprak renkleri, Kahvenin tonları, Bakırın tonları, Yeşil tonları, Eflatun tonları

Pembe elbise giyildiğinde:

Mavi/gri/leylak tonları, Pembe/mavi tonları

Sarı elbise giyildiğinde:

Toprak tonları, Bakır tonları, Mercan kayısı

V; Renkler demişken göz ve ten rengine göre makyaj tüyoları da verebilir misin bize?

B; Seve, seve :)

Ten rengi

Fondeten

Beyaz

Acık bej veya şeftali

Fildişi (pembe veya bej)

Doğal bej veya pembe alt tonları olan bej

Sarı (orta açık)

Bej ya da doğal ten renginde

Şeftali

Şeftali veya bej alt tonları olan şeftali

Pembe

Ciltteki kızarıklı azaltmak için yumuşak bej

Yanık ten (koyu)

Doğal ten rengi veya bej

Yanık ten (açık)

Doğal ten rengine uyum sağlayacak ton

Yeşil (yeşil alt tonu olan kahverengi)

Bej

Bakır

Orta ya da koyu bej

Kahverengi

Doğal ten rengine uyum sağlayacak bir ton

Esmer (siyah-zenci)

Doğal ten rengine uyum sağlayacak bir ton

V; Malum içinde bulunduğumuz mevsimin kavurucu sıcakları nedeniyle cildimizde tahriş oluyor. Her gün yüksek faktörlü koruyucu krem kullanmama rağmen benim yaşadığım en büyük sıkıntı cildim de kabarma ve kızarıklık olabiliyor. Leke oluşmasını önlemenin veya oluşan lekelerin giderilmesinin bir yolu var mı?

B; Vildan’cım, bu sorun gerçekten artık herkesin merak ettiği bir konu. Günümüzde artık güneş koruyucu kullanmadan sokağa çıkmamalıyız. Ben ve lekelenmeler günümüzün en önemli sorunu. Kullandığımız kremlerin dışında yediklerimize de dikkat etmeliyiz.                          E Vitamini cilt için olumlu etkileri olan bir vitamindir. İz tedavisi için merkezimizde uygulanmakta olan yöntemimizle çok iyi sonuçlar almaktayız. Birde kısaca evde uygulayabileceğimiz bir metod var; E vitamini kapsülünü zeytinyağı içerisine dökerek topik yöntemiyle cilt yüzeyine masaj yapma metodu da cildin E vitamini emilimini hızlandırır.                   E Vitamini cildin beslenmesi ve gençleşmesi için uygulanabilir bir yöntemdir. Dermotolojik yöntemlerle leke iz tedavisi doğal yöntemlere nazaran daha çabuk ve etkili sonuçlar vermektedir. Ancak hamilelik döneminde ve diğer sağlık sorunları olan kişiler için uygun olmayabilir. Salonumuzda bulunan cilt soyma ve ışın sistemiyle izler hafiflemekte ve cilt iyileşmeye başlamaktadır. Ayrıca lazerli cilt ve sivilce tedavisi de lekeler için farklı bir tedavi yöntemidir.

V; Ben evde doğal ürünlerle yapılan maskelere bayılıyorum, her türlü meyveden kendime maske yapabilirim. Bana göre maske konusunda en favori meyve kivi. Evde doğal ürünlerle yapabileceğimiz pratik bir maske tarifi alabilir miyiz senden ? J

B; Vildan’cım, bu doğal ürünler artık herkesin evde yemek yaparken bile kalanlarla suratına maske yapıp değerlendirdiği bir zamandayız. Bende çoğu zaman suratıma bir çok doğal ürünle maske yaparım ama yukarıda da bahsettiğim gibi dermatolojik ürünler her zaman doğal ürünlerden daha iyi sonuç verir. Mesela herkesin de sorunu olan senle de çoğu zaman konuştuğumuz kılcal damarlar için bir tarif vereceğim. Asma yaprağını haşlayıp soğuduktan sonra kılcal damar üzerine sürdüğümüzde etkisini hemen göreceksiniz.

V; Yoğun iş hayatı, saatlerce bilgisayar başında çalışmak gözlerimizi yormakla kalmıyor morluklara da neden oluyor. Bu konuda bir önerin var mı?

B; Maalesef gün boyu gözler çok yoruluyor ve zamanla da çökmeler ve morluklar oluşuyor. Bunun için bilgisayarlarla çok zaman geçiriyorsak en azından iki dakika gözlerimizi papatya çayı ile kompleks yapıp dinlenmesini sağlamalıyız. Yüz masajı da gözler için bir rahatlama yöntemidir.

V; Sence cilt sağlığımızda beslenme şeklimizin bir etkisi var mı?

B; Evet cilt sağlığımızın beslenmemizle ilgisi çok fazla. Her gün 8 bardak su içmeliyiz, bu en önemli sorunlarımızdan bir tanesi. Düzenli olarak su içmek cildi nemlendirmek için etkili bir yöntem. Ciltte gözenekleri tıkayan ve sebum kanallarının iltihaplanmasına neden olan ölü deri hücrelerinin deri dışına atılmasını sağlar.

V; Burda uyguladığını ve eğitimini verdiğiniz konular arasında lazer epilasyon ve bölgesel zayıflamada var. Bu konudan biraz bahsedebilir misin?

B; Salonumuzda bulunan lazer epilasyon IPL 2010 model, foto epilasyon ve cilt yenileme sistemidir. IPL 30 ms. Süreyle ve 590 mm. Dalga boyunda yüksek yoğunlukta bir ışık bandı yayar. Işık tipine göre tedaviyi kişiselleştirmek mümkündür. Alışılmış lazer ışığının aksine IPL teknolojisi kişiye özel deri özelliklerini algılayabilir ve bu nedenle iyi sonuçlar vermektedir. Lazerle anti ageıng cilt yenilemeye gelince, melanin cildin en alt tabakasına ışık bandını taşıyarak oto kolojen üretimini uyarır. Bu yeni kolojen hacmini arttırarak hasar görmüş dokuların yerine geçer ve kırışıklıkları cildin alt tabakasından başlayarak azaltır.

Sonuç olarak kırışıklarda azalma, toplayıcı etki ve hem de cilt kalitesinin artmasını gerçekleştirir. Sonuçlar 2-3 seans sonra gözle görülür hale gelmeye başlar ve zamanla belirginleşir.

Kendi makyajınızı profesyonel bir şekilde kendiniz yapmak istiyorsanız kişisel makyaj eğitimi için Banu’yu ziyaret edebilirsiniz. Benim yönlendirdiğimi söyleyin özel indirimleriniz olacaktır :)

B&D Güzellik ve Makyaj Okulu

Halaskar Gazi Mah. Rumeli Cad. No:11-3 Nişantaşı-İSTANBUL

TEL: 0212 296 47 18