Ana Sayfa / Gezi

DİYARBAKIR

 

Bazen şikayet eder serzenişlerde bulunurum ‘’yoruldum artık yolculuklardan‘’ diye, ama yolculukların benim için en zor kısmı valiz hazırlayıp havaalanına gitmek. Ta ki gideceğim yeni yere varana dek huysuzluğum devam eder ancak uçağın inişine doğru içim kıpır kıpır olmaya başlar ve tüm yorgunluğum uçar gider yeni bir yeri daha keşfedeceğimin heyecanıyla…

Evet işim nedeniyle şanslıyım ki çok seyahat etme fırsatım oluyor. Bazen iş bahanesiyle bu seyahatleri uzatıp keşfedecek yeni yerlere doğru yol alıyorum…

İş için çok seyahat ediyorum diye şikayet ederken ilk bulduğum fırsatta da dinlenmek için yolculuk yapmaktan yinede keyif alıyorum…

Bir çok arkadaşımın bana sunduğu tatil programları ‘’Vildan hadi Bodrum’a gidip şunu yapalım, Çeşme’ye gidip şöyle eğlenelim‘’ olurken onları ekip daha önce bilmediğim, görmediğim çok da herkesin gitmek için tercih etmeyeceği yerlere fotoğraf makinemi ve sırt çantamı alıp gitmek arkadaşlarımın pek hoşuna gitmese de bana en eğlenceli ve keyifli tatil programı gibi geliyor…

Her gittiğim yerde yeni kültürler tanımak, yeni insanlarla tanışmak, sohbet edip onların sofralarında yemek yemek benim için tarif edilmez bir duygu olsa gerek.

Gittiğim şehirlerden sizinle paylaşmak istediğim o kadar çok yer var ki, ilk olarak nereden başlamalıyım, nerede yaşadığım duyguları sizinle paylaşmalıyım bilmiyorum. Sanırım en doğrusu şu anda bulunduğum yerden size bahsetmek olacak.

ODD (Otomotiv Distribütörleri Derneği) Fuarları kapsamında Diyarbakır Autoshow fuarı için bir süredir Diyarbakır’dayım.

Fuardan ve işlerimden vakit buldukça şehri karış karış gezmeyi de ihmal etmiyorum.

Diyarbakır’a gelmeden önce buraya geleceğimi duyan birçok kişi ‘’aman dikkat et kendine, gitmesen mi acaba vs.’’ gibi yorumlarda bulundular. Gözümde her an olay çıkmaya müsait bir şehir ve her yerde şehri korumak için bekleyen askerler canlanmıştı. Ancak buraya gelince bu ön yargıların ne kadar yanlış, gözümüzde çizilen tablonun ne kadar yanıltıcı olduğunu anladım.

Buradan size şehir rehberliği yapmak gibi bir niyetim yok, sadece benim gözümden ve kalbimden geçen DİYARBAKIR’dan bahsetmek istiyorum.

Saat 02:00, yarın sabah Urfa’ ya gitmek üzere 05:00’da yola çıkacağım ama kendimi yazmaktan alı koyamıyorum :)

Sabah erken uçuşlarından hep şikayet etmişimdir! Ancak sevgili arkadaşım Ahmet nedense bana hep sabahın en erken saatlerinde uçak bileti alır bende gün ağarmadan yollara düşerim.

Yine böyle bir sabahın ardından Diyarbakır’a ilk vardığımda buraya gelmeden önce şehirle ilgili yaptığım araştırmalarda öğrendiğim Hasan Paşa Han’ına gittim.

Buranın kahvaltısıyla meşhur olduğunu okumuştum, ancak gidince anladım ki kahvaltı deyip geçmemek gerek 3 gün tok kalacak kadar zengin ve bol seçenekli bir sofra kuruluyor önünüze..

Hasan Paşa Hanı, Diyarbakır Ulu Camisi’nin doğu girişinin karşısında, Gazi Caddesi’nin üzerinde. Hanın iki kitabesinden öğrenildiğine göre, Diyarbakır’ın Osmanlılar tarafından alınmasından sonra 3.Vali olan Sokollu Mehmet Paşa’nın oğlu Vezirzade Hasan Paşa tarafından 1572-1575 yılları arasında yaptırılmış.

Handaki kahvaltının ardından işime koyuldum ve doğru fuar alanına gittim. Fuarların ilk günü hazırlıkların tamamlanması, basın toplantısı, lansmanlar derken hep çok yoğun geçer.

Yine yorucu bir gün sonrasında sevgili Toyota bayimizin bize sunduğu şehir turu önerisine yorgunluğumu unutup hemen atladım :)

İlk durak “Keçi Burcu” oldu. Geç bir saatte gittiğimiz için burç’un içi kapalıydı ancak misafirperver Diyarbakır’ lı bekçi bizim için hemen kapıları açtı.

Gördüğüm en güzel ay’dı! On gözlü köprünün üzerinden seyre daldığım ay…  O an ay’ı izlerken benimle aynı anda aynı şeyleri hisseden biri daha var mıydı acaba diye düşündüm.

Işık ve benim becerisizliğim nedeniyle güzel fotoğraflar çekemesem de köprünün altından akan Dicle nehrinin üzerindeki on gözlü köprü sanki anlatacak çok hikayesi varda sessizlikte kulağınıza fısıldıyormuş gibiydi. Duygulandığımı gören bayimiz bana on gözlü köprünün hikayesini anlatırken bir mekanda yaşanmışlıkların yıllar sonra oraya gelen birini bile nasıl etkilendiğini düşündükçe evrenin enerjisine bir kez daha inandım.

Hikayeyi mi merak ettiniz…

Zengin bir süryani ailenin çocukları olmuyormuş. Kadın, kırklar ziyareti’ne gelip dilek dileyerek adak adamış. Bir kızı olmuş, adını suzi (suzan) koymuşlar. Her yıl doğum gününde annesi onu süsler, giydirir ve kırklar ziyaretine götürerek bir kurban kesermiş. Suzan böylesine bin nazlarla büyüyüp güzel bir genç kız olmuş. Müslüman komşularının oğlu Adil ile birbirlerine aşık olmuşlar.Yine bir doğum yıl dönümünde annesi Suzi’yi hizmetçilerle beraber kurbanını kesmek üzere kırklar ziyaretine göndermiş. Arkalarından habersizce Adil de gitmiş. Hizmetçilerin kurban kesme telaşından yararlanan Suzi, Adil’le beraber dağın arkasında buluşmuşlar. Töreler bu beraberliği bağışlamamış ve Suzi hiçbir zaman kavuşamayacaklarının düşüncesiyle intihar etmiş.  On gözlü köprü’nün orada Dicle’de boğularak ölçüş. Suzi’nin ölümünden sonra Adil de aklını yitirmiş.

Bu hikayeyi böyle dinlemektense Suzan Suzi türküsünü dinlemenizi tavsiye ederim.

Diyarbakır Atatürk Köşkü, Diyarbakır surlarının 2, 5 Km. güneyindedir.

Diyarbakır’da görülmesi gereken önemli yerlerden biride Atatürk Köşkü…

Atatürk, Çanakkale Savaşından sonra 1916 yılı Şubat ayı sonlarında 16.Kolordu Komutanı olarak Doğu, cephesinde görevlendirilmiş, 14 Mart 1916 günü Kolordu Karargahı olan Diyarbakır’a gelmiştir. Diyarbakır surlarının dışındaki Semanoğlu Köşkü Atatürk’e verilmiştir. Atatürk 27 Mart 1917 tarihine kadar bu köşkte kalmıştır. 1917 yılı Mart ayında 2. Ordu Komutanı olarak Diyarbakır’a tekrar gelen Atatürk, bu kez Mardin Kapısı dışındaki Pamuk Köşkünde kalmıştır.

Diyarbakır Belediyesi 5 Nisan 1926 günü aldığı bir kararla Atatürk’ü fahri hemşerileri olarak seçmiş ve Diyarbakır’a ilk gelişlerinde kaldığı Semanoğlu Köşkünü kendisine hediye etmiştir. Köşk o günden sonra Atatürk Köşkü olarak tanınmıştır.

Diyarbakır Atatürk Köşkü, Diyarbakır evleri tipinde geniş eyvanlı siyah-beyaz kesme taşlardan yapılmış örneklerinden biridir. Eyvanın duvarındaki mermer sebilden havuza dökülen sular, köşke serinlik vermektedir. Girişin sağındaki küçük kapı mutfağa solundaki kapı da çay ocağına açılmaktadır. Üst katta çalışma ve yatak odaları vardır.

Atatürk’ün ölümünden sonra, Atatürk Köşkü Diyarbakır belediyesinin korumasında yeniden onarılmış ve ziyarete açılmıştır.

Ertesi sabah hiç vakit kaybetmemek için 06:00 kalkarak görülmesi gereken diğer yerlere gitmek üzere yola çıktım ve ilk ziyaret ettiğim yer Ulu Cami oldu. Ulu Cami Anadolu’nun en eski camisiymiş. 639 yılında Diyarbakır’a egemen olan Müslüman Araplar tarafından şehrin merkezindeki en büyük mabedin (Martoma Kilisesi) camiye çevrilmesiyle oluşturulmuştur. Daha sonra 1091 yılında Büyük Selçuklu Hükümdarı Melikşah‘ın buyruğu ile büyük bir onarım gördüğünü, değişik dönemlerde birçok kez onarım ve eklentilerle bugünkü şeklini aldığını kitabelerinden öğrenmekteyiz. Erken İslam döneminin ünlü Şam Emeviye Cami’nin (benzerliklerden dolayı) Anadolu’ya yansıması olarak yorumlanan Diyarbakır Ulu Camii, İslam aleminin 5.Harem-i Şerifi olarak kabul edilmektedir. Ayrıca Camide sibernetiğin babası olarak kabul edilen ünlü bilgin El Cezeri‘nin yaptığı güneş saati bulunmaktadır.

Hepimiz zaman zaman çalışırken çok yorulduğumuzdan zamanın akıp gittiğinden ve kendimize pekte vakit ayıramadığımızdan şikayet ederiz ya bunu hala söylüyorsanız sizde benim gibi Demirciler çarşısın da çalışan çocukları ziyaret edin derim.

İşlerini o kadar büyük bir ciddiyetle yapıyorlar ki sanki onlar çocuk değil de fotoğraflarını çekmeye çalışan ben onlardan daha çok çocuktum.

Yüzlerindeki ve gözlerindeki ifade ben işimi iyi yapıyorum, oynamak için değil işim için buradayım der gibiydi.

O kadar ciddiydiler ki fotoğraflarını çekmek için onlardan izin istedim, çok nazik bir şekilde kafalarını sallayarak bana izin verdiklerini belli ettiler. Teşekkür edip yanlarından ayrılırken yavaşça yanıma yaklaşıp bu fotoğraflardan bize de getirir misin diye rica ederlerken suratlarındaki çocuksu ifadeyi görebildim.

Tek başıma gezdiğimi gördükleri için sessizce çarşıdan çıkana kadar bana eşlik ederek bakışlarıyla ve koruyucu olgun tavırlarıyla beni yolcu ettiler.

Demirciler çarşısında çocukların yanı sıra anlının teriyle ekmek parası için çalışan herkesin emeğine sağlık.

Kahvaltı için ikinci önerimde Sülüklü Han olacak. Mimarisi ve hizmetiyle Hasan Paşa Hanındaki etnik dokudan biraz daha uzak ama çok keyifli bir mekan.

Sevgili Ali’yi Diyarbakır’ın ara sokaklarında elinde ki gazeteyi okumaya çalışırken gördüm. Beni gördüğünde hemen ayağa fırladı ve o anda fotoğrafını çekme şansım oldu. 5 dakikalık sohbetimizde bana onlarca soru sorup lütfen yine gel derken öğrenmek istediği ve sormak istediği o kadar çok soru var diki hayata dair.

 

Diyarbakır hakkında aslında anlatacak ve söyleyecek öyle çok şey var ki, ancak benim işten kalan zamanımda keşfedip öğrendiğim yerleri sizlerle paylaşmaya çalıştım.

Son olarak söylemek istediğim Diyarbakır uzaktan bakıp ta duyduğumuz bizi korkutacak ve gelip görmemizi engelleyecek bir yer asla değilmiş. Altın kalpli halkının sofrasında sizin için her zaman bir yer var.

Sevgilerimle.